Kaçamak…


Hafta sonu geldi mi, hatta bazen gelmesine bile gerek kalmadan tüm abur cuburlar, tüm yasak gıdalar bana göz kırpar. Eskiden derlerdi, hala da derler ya; “Canın ne isterse, vücudun ona ihtiyacı varmış” diye…
İşte onu bir geçin. Bu hikayenin daniskası!
Kabalaşmak istemem ama o zaman benim kursağım deşilmiş gibi beni yoldan çıkarmaya müsait bir hal alıyor. Bazen tutarım kendimi bir de üzerine teşekkür ederim; “Aferin Neslihan, bak yemedin, kardasın” derim. Neyin karı bu bir anlasam. Yesem de mutluyum, yemesem de mutluyum.
Ne bu depresyon mu? Hahahaha yok artık fazla abartmayalım.
Kendimi bildim bileli yemeklerime, yediklerime dikkat ederim. Bu aralar sürekli kendime bu kadar dikkat etmeme rağmen, kendimi yemekle ödüllendirmeme ne demek lazım bilemedim. Mutlaka bir gün “Dur” diyeceğim zaman da gelecek. Bir sabah giyinme odama geçip istediğim bir kıyafetimin içine girmeye çalışırken...
İşte o zaman;
“Yuh Neslihan” seslerimi de duyarsınız.
Normalde yemek konusunda eşim de oğlum da seçici olmasına rağmen “Ne yiyeceğiz?” dediğimde ortak bir karar almışlar gibi “Sen ne istersen” demezler mi?
Al işte biri bana “Dur” desin :-)
Ya da bana böyle tepki veriyorlardır, kim bilir... Şenliktir bizim diyaloglar… İntikam mı alıyorlar acaba benden. Sürekli “Hayır o yenir mi? Bu yenir mi? Bu saatte o yenmez, içilmez!” diyen birine anlayışla bakmak ve yardımcı olmaya çalışmak gibi bir durum var bu aralar bizim evde.
Hatta bu yazıyı yazarken bile kendime sööööz verdim; Ne yapacakmışım, fazla abartmayacakmışım. Yol yakınken kaybolmadan dönmek lazım.

CONVERSATION

0 yorum:

Yorum Gönderme

YUKARI
ÇIK