HEPSİ SENİN İÇİNDİ OĞLUM

Sürekli birşeyleri temcit pilavi önünüze sermek gibi bir niyetim yok ama işte bazı yaşanılan olayların çocukların üzerinde bıraktığı etki ve kalemine yansıması böyle birşey.

Bursa Hamitler Doğa Koleji öğrencisi 6B sınıfından Elif Gökdemir'in Türkçe Yaratıcı Yazarlık dersinde Soma felaketi sonrasında kaleme aldığı yazısını okurken bunu bir okul dersi olarak değil hayat dersi olarak algılamanızı isterim. Çünkü bu yazıyı yazan yukarıda da belirttiğim gibi 12 yaşında bir çocuk. Yüreğine ve kalemine sağlık Elif’cim. 

                                                    HEPSİ SENİN İÇİNDİ OĞLUM

  ‘’O kadar güzel ve eğlenceli geçen bir günün ardından o madende babamın da çalıştığı o madende olanları duymamla dünyam karardı.Hayatım söndü. Sırf benim okuyabilmem için emekli olduğu halde  o madene gitmesine keşke izin vermeseydim. Keşke onun yerine ben gidip çalışsaydım.’’
       -OĞUL-
     O olay hiçbir zaman dışarıdan gözüktüğü gibi olmadı,olmayacakta.Tam üç yıl önce bu gün o güzel ‘’13 Mayıs’’ sabahında sabah erkenden kalkıp okula gidiyordum ki o sırada babam uyandı. Geldi ve bana ’’Benimle konuşmadan mı okula gideceksin? Ben her gün senin için, senin eğitimin için yerin kilometrelerce altına iniyorum. Belkide bu seni son görüşüm olabilir.’’ dedi ve bana sarıldı. Sanki o gün olacaklar içine doğmuştu babamın. Sanki o gün geleceği görebiliyordu…
     Aslında o gün babamın söylediklerini dikkate almamıştım. ’’Nasıl olsa her gün gidiyor bir şey olmuyor, bu gün mü olacak?’’ diye düşünmüştüm ki yanılmışım. Keşke o gün ona son kez sıkıca sarılıp kokusunu son kez içime çekseydim.
       -BABA-
     Şu anda yerin kilometrelerce altında büyük bir göçüğün altındayım. Etrafımdaki yüzlerce kişinin acı feryatları kulaklarımı çınlatıyor. Şu an aklımda sadece oğlum var. Bu sabah sanki yaşayacaklarım içime doğdu. Şu an sadece oğlum için bir not yazmak istiyorum ve aklıma hemen yan tarafımda duran usta başı geldi ona seslendim ve kalem kağıt istedim. Daha sonra yerimden zar zor doğrularak oğluma bir not yazdım:
‘’Canım oğlum, hepsi senin içindi, sadece senin geleceğin içindi, eğer ben ölürsem sakın okulu bırakma eğer bir gün hayatta zorlanırsan beni düşün ve’’
Tam bu sözleri yazarken bir yerlerden büyük bir patlama sesi  yükseldi. Notu sıkıca avcumun içine aldım ve göğsüme bastırdım, artık hayatım sona ermek üzereydi ve oğlum için sadece onun için…
       -OĞUL-
     O gün tam son derse girmek üzereyken büyük bir patlama sesi yükseldi. Aklıma ilk olarak okulumuza çok da uzak olmayan ve babamında içerisinde olduğu maden ocağı geldi, ve o anda can havliyle okuldan çıktım, koşarak o madene gittim.
     Oraya ilk giden bendim ve orayı gördüğüm anda dünyam başıma yıkıldı gözlerim karardı. Daha sonra uyandığımda yanımda annemi gördüm, sanki hayatı boyunca sakladığı gözyaşlarını bu gün salmıştı onu o halde görünce hiçbir şey söyleyemedim sadece gözyaşlarımı saldım.
       -BABA-
     Hani derler ya insan ölmeden önce hayatı gözlerinin önünden geçer, işte banada aynısı oldu. Hayatımın her anında onun için  çalışıp onun eğitimi için didindim ve hayatımın en önemli son sahnesi bu sabah sanki olacaklar içime doğmuş gibi ona söylediğim son sözler. ‘Hepsi senin için oğlum hepsi’
       -OĞUL-
     Annemi ne kadar teselli etsem de ağlamayı sürdürdü, o sırada bir hemşire gelerek kolumdaki seruma bir ilaç sıktı hemşire odadan çıkar çıkmaz içeriye bir adam girdi, anladığım kadarıyla bu adam doktordu Doktora ’’Hemen bu serumu çıkartın benim babamın yanına gitmem lazım babam oradan çıkınca beni görmek isteyecek.’’ Dedim.
     Doktor bana: ’’Sakin ol delikanlı zaten ben o serumu çıkarmak için geldim’’ diye cevap verdi. Hemen serumumu çıkarttılar ve koşarak hastaneden çıktım madene gittim.
       -BABA-
     Artık hayatım bitti! Hani derler ya ölüler bizi izler diye bu söz gerçekten doğru, şu an oğlumun ve karımın beni nasıl perişan olarak beklediklerini izliyorum.
       -OĞUL-
     Yaklaşık yirmi altı saattir oradaydık, o ölüm madeninin kapısında tam o dakikalarda o madenin kapısında sedyenin üstünde yatan tanıdık bir yüz çıktı, o sırada oradaki kalabalığı bir hışımla yarıp kapının önüne koştum hemen babamın yanına gittim, fakat o artık ölmüştü artık babam yoktu. Tam oradan ayrılmak üzereyken babmın elindeki kağıdı gördüm, hızlıca o kağıdı alıp babamın cenazesini nereden alacağımızı oradaki abilere sordum, daha sonra hızlıca annemin yanına gittim.
     Anneme babamın öldüğünü söylemek çok zor bir şeydi geri döndüğümde annemin bir ağacın altına çömelerek ağladığını gördüm, onu bu halde görünce daha çok yıkıldım hemen onun yanına koşup ona sarıldım ve kulağına: ’’Babam artık yok’’ diye fısıldadım, Annem o sırada kısa bir baygınlık geçirdi.
     Annem kendine geldikten sonra hemen babamın cenazesini almak için soğuk hava deposuna gittik, yolda babamın elinden aldığım kağıt aklıma geldi ve çıkarıp okudum:
‘’Canım oğlum, hepsi senin içindi, sadece senin geleceğin içindi, eğer ben ölürsem sakın okulu bırakma, eğer bir gün hayatta zorlanırsan beni düşün ve’’
    Babam, o cümlenin sonunu  yazamamış olsada ben babamın oraya ne yazacağını biliyordum. Babam, oraya: ’’Beni düşün ve bütün zorlukları yen’’ yazardı. Ben bunları düşünürken gözyaşlarım döküldü.
     O soğuk hava deposuna girdiğimde her yer ağlayan, isyan eden insan kaynıyordu bir görevli yanımıza geldi ve bizi cenazelerin teşhis edildiği ufak bir odaya götürdü yaklaşık on beş, yirmi fotoğraftan sonra babamı tanıdım, Babamın o kömür tozuna bulanan yüzüne rağmen alnı hep açıktı.
     Ertesi gün akrabalarla birlikte babamın cenazesini aldık, ben babamı gömülmeden önce son bir kez görmek istedim. Amcam benimle birlikte babamın yanına gelmek istesede izin vermedim.
     Titreyen ellerimle o kapıyı açtım ve içeride sessiz yatan babamı gördüm, yavaşça onun yattığı sedyenin yanına geldim başımı Babamın göğsüne koydum ve ‘’Emin ol her zaman seni düşünüp zorlukları yeneceğim’’ dedim.


CONVERSATION

0 yorum:

Yorum Gönderme

YUKARI
ÇIK