26 Şubat 2011 Cumartesi

Dolu Dolu Deli Dolu

video

Ve huzurlarınızda Begüm Salihoğlu

18 Subat 2011, Cuma 02:30:55 
Yazar : NESLİHAN BÜKÜMCÜ 



Bir insan vardır hayallerle yaşar, bir insan vardır hayallerin peşinden koşar, bir insan vardır hayallerini gerçeğe dönüştürmeyi başarabilen. Begüm’de onlardan biri aslında. Şu sözüne bayıldım: “Müşterilerim için yeni hayaller yaratmak benim için çok büyük mutluluk.” Samimi,heyecanlı ve güzel işler çıkaran genç bir bayan. Şimdilerde ben çok fazla duymaya başladım kendisini. Emin adımlarla ve hızla ilerliyor hedeflerine. Kendi tasarımlarını bir gün kırmızı halıda görmek istiyor. Hadi bakalım hayallerinin gerçeğe dönüştüğü bır yıl olsun diyorum. Begüm için, benim için,sizin için.
Sevgiler 
Seni tanıyalım
İstanbul doğumluyum. Liseyi Saint Benoit Fransiz lisesinde okuduktan sonra uluslararasi isletme okumak icin Boston'a gittim. Fakat 1 yil sonra fikrimi tamamen degistirip, moda tasarimi okumaya karar verdim. Portfolyo hazirladim ve Amerika'daki en iyi moda tasarimi egitimi okulu olan New York Parsons School of Design'da 4 senelik bolume kabul edildim. Moda tasarimi disinda urun tasarimi (product design) egitimi de aldim, ayrica luks tuketim alaninda bircok ders alip kendimi bu konuda gelistirdim. Alanimdaki en iyi tasarimcilar olan Alessandro Dell'Acqua, Jill Stuart ve Huseyin Caglayan ile calisarak vizyonumu daha da gelistirdim. Turkiye'ye luks bir marka yaratmanin hayaliyle dondum ve Bebek'te kisiye ozel tasarimlar hazirlamak uzere "couture house" mantigindaki showroomumu actim. Burada en ozel gunlerinde musterilerimizin hayallerine ortak olmak, onlar icin yeni hayaller yaratmak benim icin cok buyuk bir mutluluk.

Mesleğine dair hayalin
Meslegime dair hayalim markamin yurtdişinda da cok iyi yerlere gelebilmesi ve tasarimlarimi kirmizi halida görebilmek. Kendi markam disinda yurtdişındaki markalara da tasarim yapmak.
Gelecekten beklentilerin
Gelecekten hep cok sey bekliyoruz ama gelecekte şu anda bulunduğum durumda bile olmak beni cok mutlu edecektir. Sevdigim insanlarin sağlığı ve mutluluğu benim icin en isteyeceğim sey.
Kendinde eleştirdiğin yönler varmı
Kendime hiç vakit ayiramamak ve isim dışında kendim için plan program yapamamak.
Takıntıların var mı?
Düzen takıntim var, mesela dergilerimi bile kendi iclerinde ayirip ay ve yıllara gore düzenleyip raflara yerleştiririm, kimse korkudan dokunamaz :) Dolabimda da kiyafetlerimi renklerine ve gece gunduz diye ayirarak koyarim, ütülendikten sonra yatağima bırakırlar kendim yerlestiririm yoksa kiyamet kopabilir :)
Dikkatini çeken insanların ortak özellikleri:
Kiyafetleriyle kendine maske takmayan, baska biri gibi gozukmeye calismayan ve dogal insanlar dikkatimi ceker. Mesela şalı bile boynuna gelisi guzel takip cok güzel tasiyan insanlar vardir Bettina Machler gibi, en beğendigim kadinlarin başinda geliyor.
Düşündüğün gibi mi yaşıyor,yaşadığın gibi mi düşünüyorsun:
Düşündüğü gibi yaşayanlardanim sanirim, her zaman icimden nasıl geliyorsa öyle hareket ettim. İnsanlarin fikirlerini dikkate alirim ama kendime uygun bölümlerini dinlerim, gerisi uçar gider.

Alışveriş: Midnight Express, Beymen Istinye Park, Barney's, Opening Ceremony
İş-Güç: En sevdigim hobim
Yaşam: Su ve deniz
Bakış: Ask
Felsefe: Karma felsefesi her zaman ise yaramıştır.

İstemek başarmanın yarısıdır

İstemek başarmanın yarısıdır

06 Ocak 2011, Perşembe 04:07
Yazar : NESLİHAN BÜKÜMCÜ 
Biz buraya Çelik Palas’ı en iyi şekilde yönetmeye geldik ve en iyi şekilde de yöneteceğiz


Levent Topcuoğlu ....

Hotel Çelik Palas Genel Müdürü

Yaklaşık 30 senedir turizm camiasının içerisinde. Çalıştığı yerlere gelince çok uzun yıllar Kempinski’de odalar bolumu direktörlügu yaptı, oradan Antalya’ya Mardan Palace’a Otel müdürü olarak transfer oldu. Şimdilerde ise Bursa’da  6 Eylül’de kapılarını açan ve misafirlerini ağırlamaya başlayan Hotel Çelik Palas’ın Genel Müdürü olarak karşımızda. Açıldı acılacak, şöyle oldu böyle oldu söylentileri Bursa’da kol gezerken siz söylentileri bir kenara bırakın şimdide Levent Beyin sözlerine kulak verin derim ben kendinizi özel kılmak istiyorsanız şayet.
MSN Holding Yönetim Kurulu Başkanı  Mustafa Kırcal renovasyon sürecinde çok ciddi bir inşai yatırım yaptıklarını belirtiyor. Hotel Çelik Palas açıldıktan sonrası  için misafirlere kusursuz bir ortam yaratılması ilk amaç olmuş, bence de tamamen bu konuda başarılı olunmuş, yatırımlar kesinlikle yerini bulmuş.
Atatürk’ümüzün şehrimize mirası, armağını olan Hotel Çelik Palas kuşkusuz hepinizin kalbinde özel bir yere sahip olmayı hep sürderecek. Ancak, Çelik Palas’ın eski günlerdeki simgesel değerini tekrar hatırlatmak, bilmeyenlere anlatmak, yenilenme sürecinden sonra modernize olmuş ancak tarihini de korumuş şeklini duyurmaya yönelik çalışmaları yapmak biz iletişimcilerin görevi diyorum.
Ben yenilenmiş yüzünü çok beğendim tarih ve yenilik bir arada. Hadi bakalım artık Hotel Çelik Palas’dan içeri girince sizleri ne karşılayacak.
Keyifle okumanız dileği ile;
Sevgiler
 
Söz sizde Levent Bey;
Buraya çok farklı vizyon ve misyon ile geldim. Şöyle ki; Çelik Palas’ın bildiğiniz gibi çok eski bir yapısı ve geçmişi var. O geçmişi ve yapısını  biz çok büyük yeteneklerle aslına sabit kalarak döneme yakışır bir biçimde yeniledik. Tek kalan şey;  servis kalitesi oldu. Servis kalite çıtasını da bu bölgenin çok çok üstüne çıkarmayı amaçlıyoruz.  Tabii ki karşılaştığımız zorluklar var. Özellikle de personel istihdamı konusunda zorluklar var. Biz bu durumu şöyle aştık. Personel politikamızı kendi eğitim sistemimizle eğitip, kendi kurallarımızla, kendi vizyonumuzla, kendi misyonumuzla kurgulayarak hayata geçiriyoruz.Elbette bu biraz zaman aldı ve alacak, mutlaka hatalarımız olacak, mutlaka sıkıntılar olacak ama onları en güzel şekilde verdiğimiz empati ile yok edeceğiz.  Takdir edersiniz ki; çok güzel binalar yapılır, altın varak olur, kristaller olur, şu olur, bu olur ama içerisinde insan yoksa, hiç olur. Dolayısı ile biz çalışana çok önem veriyoruz. Yeni bir yönetim yapısı ile çalışıyoruz, bir icra kurulumuz var, direk benimle irtibat halindeler.  Hem kalite bazında hem standartlar bazında Hotel Çelik Palas’ı en üst düzeye taşıcağız.
Otel Çelik Palas adına ilk olarak sizin ağzınızdan duymalarınızı istediğiniz bir cümle var mı okuyucularımız için?
Otel Çelik Palas Bursa, Marmara Bölgesi’nin değil, Avrupa’nın en lüks, en kaliteli business oteli olacak. Neden diye sorduğunuz zaman; üst kadrolarımızın çoğu özenle seçilmiş kişilerden oluşuyor. Biz bu oteli Bursa’nın ilk ve tek Leading Hotels of the world   oteli yapacağız.
Bursa’ya gelirken şuan ki Bursa’nın gelişimini inceleyerek bilerek vermiş  olduğunuz bir karar mı bu?
Bursa ile ilgili öngörülerim de vardı. Bursa bir sanayi bölgesi… Türkiye’nin hemen hemen en büyük sanayi bölgelerinden birisi… Bir Merinos Atatürk Kongre Kültür Merkezi yapılmış.  Kongre merkezini yapmakla bitmiyor elbette iş. Altyapılarının tamamlanması gerekiyor, bunlar yapıldığı zaman Bursa, dünya turizminde bir yere varacaktır.  Dokusu itibari ile tarihi bir bölge ama artık yeşillik hiç kimseye yetmiyor. Özellikle ve özellikle konaklama sektörüne gelen insanların aradıkları; servis, kalite ve temizliktir. Bu üç oranı birbirine koyarsanız tamam ama bir de paranın değerine bakıyorlar. Mutlaka ürün odaklı çıkarsanız, piyasaya ürününüzü en iyi şekilde değerlendirirsiniz ama nasıl olsa diye çıkarsanız piyasaya ürünü bir şekilde satarsınız.  Ama o zaman ne sizin değeriniz kalır ne ürünü alan ne de satan memnun olur. Dolayısıyla; biz ürün odaklı bakıyoruz. Bursa’ya ürün odaklı baktığınız zaman, evet Bursa’da oteller var ve de hepsi çok güzel oteller. Hepsinin standardı kendine göre servis anlayışı var. Biz burada onlara destek olmak için çalışacağız, onların da çıtasını yükseltmek için çalışacağız. Bursa’nın çıtasını yükseltmeye çalışacağız. Elimizde Bursa’da kimsede olmayan bir balo salonu var, 1200 kişi oturma düzenli. Onun dışında teras var, yine 1200 kişiyi aynı anda ağırlayabilecek.  Toplantı salonu var 200 kişi, 4 tane high toplantı salonu, Bir anda 3000 kişiyi ağırlayabilecek bir Convetion Center’ımız var. Bunu neden mi yaptık, dışarıdan gelecek kongre taleplerini rahat karşılayabilelim, Bursa’ya bir katkımız olsun diye yaptık. Satış pazarlama konusunda uluslararası tecrübesi olan bir arkadaşımızda bizim bünyemizde olacak. Onu da getirmemizin sebebi; dünyada kongreler 1 yıl öncesinden kesinleşir. Biz artık 2011’i kaçırdık fakat 2012 için çok büyük bir ivmeyle, çok büyük bir pazarlama stratejisiyle gireceğiz pazara. Buraya en azından 2-3 tane uluslararası kongreyi getirmek istiyoruz ve getireceğiz. Bunlar bizim hedeflerimiz.  Tabii ki hedefler bazen arka arkaya olabiliyor ama siz de takdir ederseniz ki istemek başarmanın yarısıdır. 
Bursa iş  dünyasından beklentileriniz nedir?
Açıkça söylemek gerekirse, bizim bu bölgenin en iyi şekilde alt yapısını kurup canlandırarak turizm camiasına kazandırmamıza yardımcı olmalarını istiyoruz. Yalnız Çelik Palas olarak bakmıyorum olaya. Bursa potansiyeli olan bir şehirdir. Kocaeli’ne, Ankara’ya, İzmir’e yakın, İstanbul’a çok yakın bir şehir. Dolayısıyla iş dünyasının duayenlerinin vereceği kararlar, yapacakları yatırımlar, altyapıya yönelik olduğu zaman Bursa çıta atlayacaktır. Antalya’nın yapılanmasına baktığımızda da bunu görürsünüz. İstanbul’u zaten konuşmaya gerek yok. Orası farklı bir metropol ama neden İstanbul, Ankara ve İzmir destinasyonu arasında Bursa olmasın.
Bursa’ya Merinos Atatürk Kongre Kültür Merkezinin açılmasıyla birlikte çok fazla yatırımın geldiğini görüyoruz. Evet, yatırımlar çok önemli ama temel problemin genelde işletmelerdeki hizmet anlayışında olduğunu görüyoruz. İlerlemekte olan inşaatlar, projeler yapılacak oteller çerçevesinde bir Bursa analizi yapmanızı istiyorum.
Bakın, eğer Hilton bir bölgeye yatırım yapıyorsa çok büyük bir market araştırması yaptıktan sonra proje üretmiştir. Hilton ve onun benzeri markalar potansiyel görmeyeceği hiçbir yere girmez. Bu potansiyelin kullanılabilmesi ve hayata geçirilmesi için de altyapını bir an evvel düzeltilmesi gerekir. Bu işi uluslararası arenada çok iyi yapan firmalar var ama bu firmaları buralara getirip işletmeleri verdiğiniz zaman sizden çok ağır talepleri olacaktır. Örneğin Chicago’da bir toplantı merkezi vardır. Bursa’nın yarısı kadar bir yerdir ve içinde yok yoktur. İnsanlar orda yaşarlar. Sabah gidip toplantıdan çıktığı zaman saunadan bara kadar orada çeşitli hizmetler alırlar. Toplantılara giriliyor çıkılıyor yarım saat saunasına giriyor sonra tekrar iş toplantılarına devam edilen bir yer düşünün. Ama orada bu işleri yerel yönetimler yapmıyor. Firmalar yapıyor bunu çünkü firmaların vizyonları çok farklı ve bakış açıları çok geniş. Dolayısı ile bu altyapıların yerel yönetimlerden alınıp özelleştirilmesinde fayda var diye düşünüyorum.
Bursalıların buluşma noktası  haline gelebilecekmi?
Bunu yapacağız. Zaten benim misyonlarımdan biri de bu.  Yönetim kurulundan istediğim başlıca isteklerden biri de buydu. 5 çayında, Martı Bar’da ve restaurantımızda güzel bir akşam yemeğinde Bursalıları buluşturmayı çok istiyoruz. Çok farklı damak lezzetlerini tattırmak istiyoruz. Tutar mı diyecek olursanız; ben şöyle bir savla çıkıyorum meydana; eğer sizin bir ürününüz varsa, onu anlatırsanız tutar. Anlatmazsanız tutmaz. Ben bir otelim ve gelirimin büyük kısmını odalardan elde ederim. Ama onun dışında bir otel olarak benim 24 saat yaşamam lazım. Bu 24 saat içinde çeşitli servisleri en iyi kalitede misafirlerimize sunmam lazım. Bunu da hem servis bazında yapacağız hem de tanıtım anlamında. Çok değişik şeyler görecek Bursa, fiyatlarda çok uçmayacağız. Piyasa normlarına göre hareket edeceğiz ama Hotel Çelik Palas’ın farkını da göstereceğiz.
Çelik Palas’ta bir misafir konakladığında o misafirin kalma nedenleri ne olacak ve buradan ayrıldığında ne hissedecek?
Bir kere burada kalan bir misafirimiz zamanın nasıl geçtiğini anlamayacak. Tabiri caizse aşırı  derecede şımartılacak. Üçüncüsü kendinizi her şeyden önce evinizde hissedeceksiniz. Kapıdaki karşılamadan odaya ulaşmanıza kadar personelimiz size; oteli anlatacak, size ürününü tanıtacak ve sizin tek ihtiyacınız olan şey odanızı ve otelinizi nasıl kullanacağınızı anında öğreneceksiniz. Misafir geldiği zaman bavulunu kendisi taşıyorsa, odaya girdiğinde klima ya da aplikler nasıl çalışıyor diyorsa, müşterinin o otelden keyif alması mümkün değildir ve orası standart bir oteldir. Misafir geldiğinde lobide ve resepsiyonda güler yüzle karşılandığı zaman ve 6 dakika içinde check in’inin tamamlandığı zaman, odasına girmeden evvel her şey A’dan Z’ye anlatıldığında, o misafirin otelden memnun ayrılmama gibi bir durumu olamaz. Dünya otelcilik literatürüne bakıldığı zaman, en büyük sıkıntının misafirin oteli nasıl kullanacağını bilmemesi olarak görüyoruz. Yaşadığım trajikomik bir olayda; odada bulunan sensörü kaldırmak zorunda kalmıştık. Bu sensörün kamera olmadığını anlatamamıştık çünkü bu tanıtım misafir odaya adım atmadan önce yapılması gereken bir durumdu. İşte biz bu sorunu yaşamayacağımız bir anlayışı buraya getiriyoruz.
Buraya ne kadar yatırım yapıldı, maliyetler ne oldu ben bunların  çoğundan haberdarım. Ben bunlar yerine buradaki hizmeti öğrenmek istiyorum. Çünkü  buraya böyle bir yatırım yapılmışsa bunu destekleyecek ve devamını sağlayacak tek şey hizmet satışıdır. Bundan sonra benim için önemli olan buradaki hizmettir. Mesela dediniz ki az önce, buradaki bir check in 6 dakikada tamamlanır.Bu bir dünya standardı mıdır?
Elbette bir dünya standardıdır. Dünya otel zincirleri otel managment’ı yaparken hiçbir zaman afaki işler yapmazlar. Çeşitli profesyonel firmalarla çalışırlar veya otel yönetimine getirdikleri kişiler bu işlerin duayenleridir. Biz de bu işlerin standardını yakalamak için ‘bible’ yazmaya başladık. Bir check in’in ne kadar zamanda yapılacağını tutun da bir müşterinin ayakkabısının nasıl boyanacağına, bir check out’un 8 dakikada tamamlanmasından bir bavulun en geç 8 dakikada odaya gitmesine kadar,  bunların hepsinin standardını oturmak başlıca görevlerimiz olacak. Bu prosedürler, uluslararası kriterlere uygun olarak otelimizde misafirlerimize kesinlikle sunulacaktır. En ürkütücü şey şudur; bir misafir otele gelir, her şey güzeldir ve her şey dört dörtlük görünmektedir. Odasına çıkmıştır, her şey pırıl pırıldır ve birden beklemeye başlamıştır. 5 dakika olur bavul gelmez, 10 dakika, 15 dakika olur bavul hala gelmemiştir. Resepsiyonu arar ve bavul nerde der; resepsiyonun ilk cevabı ‘efendim yolda geliyor’ der; 5 dakika sonra bir daha aranır ve resepsiyon şu cevabı verir: ‘12 tane bavul dağıtılıyor en son sizinki geliyor der. Böyle bir servis yok. Bizdeki hizmet açık ve nettir. Bu bavul odaya 8 dakika içinde çıkacak. Sekiz dakikada çıkamıyorsa da bunun sebepleri araştırılacak ve mutlaka bu problem giderilecek. Benim yaşam tarzım şudur; ‘Kalite tesadüf değildir. Kalite bir yaşam tarzıdır.’ Eğer insanlar kalitenin tesadüf olmadığına inanırsa, kaliteyi bir yaşam tarzı olarak benimserse bunda hiç problemimiz olmaz. Ritz Carlton’ın bir mottosu vardır. “Bizler, hanımefendilere ve beyefendilere hizmet eden hanımefendiler ve beyefendileriz.” Biz de bunu aynı şekilde personelimize öğretiyoruz. No diye bir kelimemiz yok! ‘Yes, we can’ var. Dolayısı ile konuşmalarımızdan telefonlarımızdaki hitap şekillerine kadar her şeyimizle hanımefendi ve beyefendi olmayı taahhüt ediyoruz. Arayıp deneyebilirsiniz. Telefonda “İyi günler Çelik Palas, nasıl yardımcı olabilirim?”’i mutlaka duyarsınız. Bu da bir standarttır. Buraya gelen bir misafir bunları gördüğünde burada nasıl bir ambiyans olduğunu, buranın nasıl yönetildiğini anlayacak.
Ekstra hizmet bölümleriniz...
Çok değişik masaj salonlarımız , VIP toplantı salonlarımız var. Saunalarımız zaten malum. Onun dışında kişiye özel bölümlerimiz var. Drag store’umuz olacak, fotoğraf stüdyomuz var. Kuaförümüz var. Ayakkabı boyamak için İstanbul’dan bir ayakkabı sandığı getiriyoruz. Anormal güzellikte olacak bu ve arkasında da bir insan olacak bu sandığın. Onun dışında yukarda çok güzel bir terasımız var, özellikle yazın oldukça yoğun olacak bir bölüm olarak konuklarını bekliyor. VIP düğünler için büyük balo salonumuz mevcut. Yani insanlar burada sıkılmayacak. Buraya bir hafta sonunda gelen misafir konaklayacak, yatacak, gezecek, yiyecek ve içecek; isterse dışarı çıkacak ama burada asla sıkılmayacak. Bunun için elimizden ne geliyorsa yapacağız.
Son olarak söyleyeceğiniz bir şey var mı?
İlk röportajımızı yaptık sizinle, teşekkür ediyorum öncelikle. Biraz geç oldu ama temiz oldu, bunun için kusurumuza bakmayın. Biz buraya Çelik Palas’ı en iyi şekilde yönetmeye geldik ve en iyi şekilde de yöneteceğiz.   

Bursa Suare


Bu ekip, bir yıldır bu düşle yatıp kalkıyor...
                                                           “Yusuf Sabahyıldızı”
 Bundan sonra BURSA sanatın kaçınılmaz bir ayağı olabilecek…
 Bu ayki konuklarım çok renkli, çok cin, çok aktif, çok yenilikçi, çok girişken çok çok çok ama çok kalabalıklar. İlk başlarda ben bu kadar kişinin hakkından nasıl gelirim derken aralarından bir sözcü seçtik yoksa her kafadan bir ses, her bireyde farklı bir heyecan ve benim durumum. Neyse bunu da başardık. Onların heyecanına ben dâhil oldum. Şimdi açılacakları günü dört gözle bekler oldum. Arkadaşlarımı bir kez daha ayakta alkışlamak için.
Bu mekânı bilirmisiniz bilmem ama ben ilk olarak, geçen yıl Magazin Gazetecileri Derneğinin ödül törenine katılmıştım. Bu mekânı gördüğümde ufff burada neler olur neler diye iç geçirmedim değil. Doğru olan doğru zamanda doğru kişilerin buraya el atmasıydı. Evet, şimdi bence böyle bir zaman ve ekip öyle güzel kurulmuş ki…  Bence başarı onlar için kaçınılmaz ama tabi anlayana… Bursa bence gerçekten güzel bir şehir eksik olan ise; gerçek sosyal, kültürel etkinlik ve faaliyetler. Neyse her şey zamanla olur. Ben yedinci yılıma girdim Bursa’da o günden bu güne çok şey değişti ve gelişti. Bekleyeceğiz, göreceğiz ve yaşayacağız…
Ama güzel olan her şeyin değerini bilip sahiplenirsek, gerekli değeri verirsek bence o zaman yaşamımıza değer katmış olmazmıyız ?

Bu yazımı okuyanlarınızdan bazıları iyi reklâm yapmış gibi bir düşünceye kapılabilir? Ben bu duruma şöyle bir yorum getirmek istiyorum. Böyle güzel şeyler olurken etrafımızda kayıtsız kalmak ne kadar doğru olur. Bunu düşünmenizi isterim. “KÜLTÜR olmadan SANAT olmaz, MEDENİYET te olmaz. MİLLİ KÜLTÜR olmadan sanat olacağını sananlar aldanır...” yazılmış beğendiğim bir söz.

“Sanatı duyan insanlarla, sanatı anlayan insanlar çoktur; ama sanatı hem duyan, hem de anlayan insan pek azdır. “
G.S. HİLARD

 Sevgiyle kalın…
 Neslihan Bükümcü
 Bu ekip, bir yıldır bu düşle yatıp kalkıyor...

Evet, sürekli bu ekip diyorum, bu projenin düşünce babası Yusuf Sabahyıldızı. Kimdir peki bu kişi… sadece Bursa’nın değil İstanbul , Ankara; İzmir , Eskişehir ve hatta ünü ve sesi Antalya ‘ya kadar duyulan KAT 3 ün yaratıcısı. Bursa ‘da haftada 3 kez canlı performans yapılabileceğini kanıtlayan ve bu mekânı No Name - Cover grupların kariyerlerinde basamak olacak hale getirmeyi başaran ekibin takım kaptanı... Onun işi de müzik aslında, o bir müzik öğretmeni. Dolayısıyla müziğin insanları nasıl bir araya getirebildiğini, evrenin ortak dilinin müzik ve sanat olduğunu çok iyi bilen bir isim.

Bursa Suare ismi hanginizden çıktı…
Bu isim için kaç kişi düşündü bilemezsiniz. İki ay kadar düşündük ve sonunda gece gösterisinden yola çıkarak Bursa Suare ismi çıkış noktamız oldu. Bir konuda yanlış anlaşılmasını da istemeyiz tabi (-18) yaş aralığı içinde çalışmalarımız olacak. Özel günler için gündüz gösterimleri.

Profesyonel bir ekip var karşımda şimdi sorumu soruyorum nasıl bir yer olacak burası.
Öyle bir mekan olacak ki; 2000 kişi aynı anda performans izlesin, salonda sütun olmasın, sehir içinde , herkesin kolayca ulaşacağı yerde, temiz ve güvenli...ayakta ya da oturma düzeninde sahnede sergilenen her tür müzik yada gösteri rahatlıkla izlenip dinlenebilsin...ulusal çaplı organizasyonların dışında; 1400 m2lik alanda ayrıca BURSA yerelinde de ihtiyaç olabilecek mekan arayışına çözüm üretebilsin.. ürün lansman toplantılarından, seminerlere, meslek odalarının kongre ya da genel kurul toplantılarına, çocuk şenliklerinden festivallere kadar her türlü organizasyona evsahipliği yapabilsin...

Arkadaşlar siz çok büyük bir işe kalkışmışsınız bunun için kimlerle anlaştınız. Beni heyecan bastı çünkü mekân çok ama çok büyük ve çok güzel. Pazarlama bu konuda ilk ve bence en önemli nokta bu durumda…
Bu dev organizasyonun çekirdek kadrosu yaklaşık 50 kişi. Mekanın somut detaylarıyla işin her alandaki uzmanları çalışırken, işin satış, organizasyon ve operasyonu içinde 15 kişilik bir ekip ayrıca çalışmakta.Her biri bu işe canı gönülden inanmış kişiler. Tabi pazarlama, organizasyın ve tanıtım en önemli etkenlerimizden biri. Bu görevi üstlenen arkadaşlarımız Nevin Pınar, Nalan Güzel, Fatma Tatlıkazan ve Meltem Şengüler. Bu oluşum içerisinde BKM, GNL, RTN, ARTI 3 gibi Türk ya da yurtdışı bağlantılı tüm organizasyon şirketleriyle tüm bağlantıları tamamladık. PR grubu olarak da bu konuda en deneyimli olan Gergedan PR. İle anlaşma yaptık. Bursa Suare’de yapılacak olan tüm organizasyonlara katılım için bilet satış noktalarımız bile hazır.

Bilet satış noktaları güzel. Peki nereleri?
Biletix, Zafer Plaza’da Levi’s, Adidas, Carrefour’da Levi’s, Korupark’da G-Star ve Adidas. Birde tabi Magazin Outlet. Bursa dışında ise Eskişehir, Yalova ve Balıkesir’de satış noktalarımız olacak.

Bursa’nın ilk ve tek gösteri merkezi olacak bu mekânın hedefleri…
Tek hedefimiz, iyi icra edilen her tür müzik ve gösteri performansının, tarz ya da tür ayrımı yapılmaksızın olabilecek en geniş çeşitlilikte sunulması adına canla başla çalışmak. Yapılan tüm muhalefetlere rağmen, inandığına ısrarla direnen, caymayan, arzın talebi doğuracağı teorisini sonunda kanıtlayarak Bursa Suare’yi Bursa ‘nın ilk ve tek gösteri merkezi haline getireceğiz.

 
Nasıl bir ortam yaratılıyor…
Dekorasyonda mimar Nesin Yılmaz ve ekibi en doğrusunu sunmak için aylardır çalışmakta. Aynı amaca hizmet eden tüm mekanlar gezildi ve incelendi. Yetkilileriyle görüşüldü. Seyircinin, sanatçıların tüm talep ve ihtiyaçları tekrar tekrar gözden geçirilerek en sonunda ortaya çıkan sonuçlar analiz edilerek kusursuz bir ortam yaratılmasını hedefledik. Mekanın ses, akustik ve ışık gibi teknik konuları Türkiye’nin konusunda uzman firmalarının mühendisleri tarafından çözümlendi.

Özellikle kış aylarında uygun mekân olmaması nedeniyle canlı performansları daha sınırlı mekânlarda, seyrek aralıklarla izleme şansı bulan,  pek çoğunu ise ancak İstanbul’da takip edebilen sanatseverler BURSA SUARE ‘nin açılışı ile sanat ve müziğe doyacaklar.

Performansların seçimlerinde seçenekler; sadece Türkiye ile sınırlı kalmayıp, Dünya  çapında kendini kanıtlamış, icra ettiği tarz ve türü layıkıyla sunan her sanatçı yada grupları kapsayacak.

İçlerindeki heyecanın dile gelmesi bu olsa demek…
“ Bursa Suare çok heyecanlı… Şimdi heyecandan titriyor... Ama açılış akşamında ve sonrasında sizlerle her beraber olduğunda bu mekân, müziğin, dansın ya da gösterinin hazzının şiddetinden, gözlerde ve gönüllerinizde bıraktığı mutluluktan titreyecek… Ve bizler ise sadece sizlerin yüzündeki doygun beğeniyi görünce huzurla çıkacağız mekânımızdan…”
Son söz;
Mart sonunda… Bursa sanatın kaçınılmaz bir ayağı olabilecek. Bursa ‘da bu kapasitede salon yok ki, diyemeyecek..
 Serbest Çağrışım

Alkış - Başarı
Balon - Parti
Cazip - Mekân
Çevre - Temiz
Davet – 1.sınıf
Eğlence - Maksimum
Fark - Tek
Gitar – En iyisi
Havadar – Çok önemli
Işık - Etkili
İlk - Bursa
Joker - Ekip
Konser – Number one
Lüks – Aranmıyor diyelim.
Müzik - Herşey
Nasihat – Mükemmeliyetçilik.
Okul - Müsamere
Özgürlük – Bursa Suare
Para - Kaçınılmaz
Rahat - Konfor
Sanat – Bizde de var.
Şöhret – En seçkinleri
Türkü – Olmazsa olmaz.
Uzak – Aslında yakın.
Üniversite – Dj. / Gençlik
Ve – Show must go on.
Yalın – Bizim gibi…
Zor - Süreç

Hicabi Gülgen


                   The Art Of Ebru

Niçin bizim toplumumuz kendi değerlerinin farkında değil diye hep düşünmüş ve hüzne kapılmışımdır…
Türk süsleme sanatlarından olan Ebru, duygu ve düşüncelerin üzerinde tecelli ettiği bir renk ve desen aritmetiğidir.
Tekrarı asla mümkün olmayan her bir ebru, zaman denen bilinmezi dondurur göz ve gönüllerde…

Bu röportajımı uzun zamandır yapmak istiyordum. Bugüne kadar hep popüler konular, gözde fakat bir başarıya ismini taşımış ya da kendi sektöründe marka olmuş isimleri kendi sayfalarıma taşıyıp sizlerle paylaşmaya çalıştım. Bu konuda da kendi sayfamda yer alan konuklarımın benim için ne kadar değer ve önem taşıdığını yakınlarım çok iyi bilirler umarım sizlerde bunun farkındasınızdır. Hepimizin sıkıntılı olduğu ya da nedenini bile bazen kendimize sormaya çekindiğimiz iç sıkıntısı diye tanımladığımız durumlarda sizler ne yaparsınız bilmem… Ben böyle bir zamanda Hicabi Gülgen ile tanıştım. Gerçi her şey bir tesadüftü. Yıl 2003, eşim beni Ebru yapmam için Hicabi Beyin açmış olduğu bir kursa haberim yokken yazdırmıştı. Bu durum fazlaca ilginçti hocam bile bu duruma şaşırmıştı. Kısacası umut vaat eden bir öğrenci gibi gözükmemiştim ilk başlarda… Eşinin zoru ile kursa katılan bir imajım vardı herkesin gözünde. Yanıldıkları bir nokta vardı ki eşimin benim yapabileceğimi ve sevebileceğime inandığı bir kursa beni yazdırarak bana güzel bir hediye vermiş olmasıydı. Ebru bana göre bir nevi meditasyon. Ebru yaparken hiçbir şey düşünmüyorsunuz. Hani dans ederken müziğin ritmine kendinizi kaptırırsınız ya buda onun gibi. Sabırlı olmalıyı, kendinizi düşüncelerinizden ve korkularınızdan arındırmayı bilmelisiniz. Bilmiyorsanız da öğreniyorsunuz. Hocamın da dediği gibi Ebru, sizin duygu ve düşüncelerinizin üzerinde tecelli ettiği bir renk ve desen aritmetiğidir.  Gerçekten severek yaptığım ve herkese büyük keyifle anlatmaktan zevk aldığım Ebru Sanatını sizlerle paylaşmaktan da son derece keyif aldığımı söyleyebilirim.  Mutlaka bir gün denemenizi tavsiye ederim. Meraklısına ve bu yazıyı okuduktan sonra ilgilenenlere de belirtmeden geçmek istemiyorum. Pembe Çarşı sanat katında, Hicabi Gülgen ders vermeye ve workshop lara tekrar başlıyor.
Detaylı bilgi için;hicabi@ hicabigulgen.com adresine mail atabilir ya da 0533 383 9573 nolu cep telefonunu numarasından kendisine ulaşabilirsiniz.
Sevgiyle kalın.
Neslihan Bükümcü

Hicabi Gülgen Kimdir?
1970 yılında Amasya’da doğdu. İlk ve Orta öğrenimini Amasya’da tamamladı. 1993’te Marmara Ünv. İlahiyat Fakültesinde Lisansını tamamladı. 1996’da Marmara Ünv. Sosyal Bilimler Enstitüsünde Türk İslam Sanatları Tarihi sahasında Yüksek Lisansını tamamladı. 5 yıl yurdun değişik yörelerinde öğretmenlik yaptı. 1999 yılından beri Uludağ Üniv. İlahiyat Fak.’de Türk İslam Sanatları Tarihi Öğretim Görevlisi olarak çalışmakta. Üniversitede
            Türk İslam Sanatları Tarihi   (Teorik)
            İslam Sanatları ve Estetiği    ( Teorik)
            Ebru Sanatı                         (Teorik – Uygulama)
            Hat Sanatı                           (Teorik – Uygulama)   dersleri vermekte.
Sanat Tarihi alanında makale, konferans ve sempozyum bildirileri yanında uygulamalı sanatlar dersi de veren Hicabi Gülgen; 1994 yılında başladığı Klasik Türk Ebru Sanatı çalışmalarını aralıksız sürdürmektedir. 1996 yılında davet edildiği Amerika Birleşik Devletlerinde Syracuse Üniversitesi ve Bard College’de Türk Ebru ve Hat sanatları üzerine seminerler verdi ve Ebru sergileri yaptı.  Birçok kişisel ve karma sergiler açan sanatçının, başta Amerika, İngiltere, Hollanda olmak üzere özel koleksiyonda eserleri bulunmaktadır.
Kısaca Ebrû Sanatını anlatırmısınız?
Ebrû Sanatı kısaca, yoğunlaştırılmış su üzerine fırçalar yardımıyla boyalar serpip,  çeşitli desenler oluşturmak ve elde edilen bu şekilleri kâğıt üzerine aktarma işlemidir. Bu sanatın ilk defa nerede ve kimler tarafından başlatıldığına dair elimizde çok sağlam deliller yok. Ancak ulaşabildiğimiz en eski kaynaklar, 13. Yy.’da bu sanatın Buhâra ve Semerkant dolaylarında Türkler tarafından yapıldığını göstermektedir. Türkler’in Anadolu’ya uzanan yolculukları esnasında İranlılar bu sanatı öğreniyorlar. 17. Yy. da Avrupalı seyyahlar bu sanatı İstanbul’da görmüşler ve Avrupaya “Turkish Marbling Paper – Turkish paper” adıyla götürmüşler. Selçuklular ve bilhassa da Osmanlılar döneminde Hat sanatına paralel bir şekilde bu sanat da çok gelişmiş, daha 20. Yy başında bile İstanbul Bayezid Sahaflar çarşısında birçok ebru atölyesinin olduğu bilinmektedir. Kütüphane ve Müzelerde tarihi 15. Yy.’a kadar uzanan ebru örneklerini görmek mümkün. Tabi tarihlendirmede, kâğıdın çok uzun ömürlü olmayışı ve eski sanatkârlarımızın, yaptıkları eserlerin altına usûlen imzâ atmamaları da önemli bir etkendir. Her ne kadar bu sanatı, tahminler üzerine başka milletlere atfetmek isteyenler çıksa da, en azından şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: kökenleri net bir şekilde belli olmasa da bu sanat Türkler elinde hayat bulmuş ve dünyaya yayılmıştır.
Genelde Geleneksel Sanatlarımız, özelde ise Ebru Sanatının felsefesi hakkında neler söylersiniz?
Sanat bir dildir. O eseri meydana getiren sanatkârı ve o sanatkârın yetiştiği toplumun bütün değerlerini yansıtan yalancısız bir dil. Aslında bir toplumu en iyi anlamanın yolu sanat eserlerini tahlilden geçer. Bizde resim ve heykel gibi figüratif sanatların gelişmeyişi günah anlayışına değil; gerçeğin bir tek Allah olduğuna,  bu dünyanın sürekli değiştiğine – ve bir gün yok olacağına inanan bir toplumun bu âleme pirim vermeyişine bağlanmalıdır. Bunun sonucu olarak da soyut sanatlar gelişmiştir. Hat, tezhib, minyatür ve ebru soyut bir dildir masallarımız gibi. Ebrû, suyun üzerinde renklerle meydana getirilen bir hayaller dünyasıdır. Kendine ait mantığı, tekniği, hedefleri olan fakat sanatkârın hayallerini, umutlarını, üzüntülerini yansıtan bir dünyadır. Bütün sanatlarda olduğu gibi Ebrû’da yüce bir aşkın ürünüdür. İçine girenler bilirler, teknenin başına oturduğunuzda kendinizden geçer, suyun akıcılığı ve renklerin büyüleyici atmosferinde bir sihre kapılırsınız.
Tam da burada, günümüzde Ebrû sanatına olan büyük ilgiyi bu sihirli hayallerin çekiciliğine mi bağlıyorsunuz?
Globalleşen dünyada toplumlar kendilerini ifade etmede etnik sanatların gücünü keşfettiler. Gerçi bizde bu hâlen tam anlaşılamadı. Yurt dışı seyahatlerimde, gittiğim yerlerde otellerde, bürolarda, evlerde kendilerini ifade eden milli sanatları yaşattıklarını görürken; niçin bizim toplumumuz kendi değerlerinin farkında değil diye burkuntu yaşamışımdır. Neden bizler de ev, ofis, mağaza konseptlerimizde Ebrûyu kullanmıyoruz! Hatta Amerikan üniversitelerine seminer ve sergi için gittiğimde gördüğüm ilgiyi maalesef burada bulamadığımı itiraf etmek isterim. Bu arada şu noktaya da temas etmem gerekiyor. Diğer sanat kollarında olduğu gibi ebru sanatında da gelenekten kopuk, sanat kaygısı olmayan ve tamamen ticari endişelerle ortaya çıkmış bir sürü insan var ve bunlar ebru adı altında popülist davranışlar sergiliyorlar. Bu oluşumlar, asırlara dayanan bir birikimi hiçe sayan, ben yaptım oldu düşüncesinde, gerçek ebru hakkında bilgisi olmayanları yanıltan ve sanatımızı değersizleştiren bir sürecin parçası oluyorlar. Bu nedenle de geleneksel sanatlarımıza merakı olanlar, teknik bilgileri yanında felsefi altyapıya sahip, işin ehli kimselerden ders almalılar, ya da bir ekspert yardımı almalılar.
Sizce diğer ülkelerde Ebru sanatı yeterince tanınıyor mu?
17. yy’la birlikte önce Avrupa’ya geçen Ebrû sanatı ilk olarak Almanya, İngiltere, İtalya gibi ülkelerde uygulanmış. Günümüzde tüm dünyada bilinmekte. Ancak son 25-30 yılda Batı’da başlayan bir hareketle fabrikasyon boyalarla ebru yapanlar çıktı. Bu boyalar artık heryerde var. Ancak bu boyaların yapısı gereği her türlü renk armonisini bulmak ve her istediğimiz desen/motifi elde etmemiz mümkün değil. Yapılması kolay olduğu için birçok yerde bu malzemelerle çalışmalar yapılmakta. Bu boyaların asid oranı yüksek olduğu için, eserler uzun ömürlü de olamazlar. Klasik Türk Ebrû sanatı doğal boyaları ve renkleri tercih edegelmiştir. Yukarıda da belirttiğim gibi, bin yıllık tarihi seyir içinde Ebru sanatının Türk estetik anlayışı içinde aldığı disiplini yok sayarak yapılan çalışmalar, bize ait olamazlar. Türk Ebrû sanatının kendine ait genel karakteri bilinerek yenilikler getirilmelidir. Avrupa ve Amerika’da nadir de olsa orijinaline uygun çalışma yapan sanatkârlar var. Ama şunu tekrar söyleyebilirim artan bilinçle halkımız gittikçe sahteyle orijinal olanı ayırt etmeye başladı. Bundan birkaç yıl önce İsviçre’de bir psikiyatri merkezinde rehabilitasyon amaçlı Ebru çalışmaları yapıldığını duyduğumda çok sevinmiştim. Ecdadımız 13-14. Asırlarda müzikle tedavi ve rehabilitasyon yapıyordu. Şimdi neden olmasın. Ebrûnun büyüleyici dünyasına girenler bütün dertlerini unutuyorlar. Hatta yaptıkları ebrulardan onların ruh haletlerini görebiliyorsunuz. Neslihan Hanım bunu siz de ebru dersleri alırken yaşamıştınız, biliyorsunuz.
Ebrû Sanatını denemek ya da yapmak isteyenlere ne tavsiye edersiniz?
Önce işin ehli kimseleri bulmalılar. Başlarlarsa sabırlı olmalılar, ebru iyi bir sabır gerektirir. Ve ebrunun büyüsüne kapılıp hayattan kopmamalılarJ
Serbest Çağrışım
Akıl: Aşka muhalif
Beyaz: Gerçek demokrasi (bütün renklerin buluştuğu yer)
Cumhuriyet: Bir kovan arı veya karıncaların gerçekleştirdiği
Çevre: Aynamız
Dost: Sevaplarımız kadar günahlarımızı da paylaşabildiğimiz.
Ev:  Maskelerin kalktığı yer
Fırsat: İlâhî lütuf
Gül: Hz. Muhammed (sav)
Hat: Bâtın ve zâhirin buluştuğu soyut sanat.
Işık: Varlığın kaynağı, fakat şiddetinden kendisine bakıp göremediğimiz.
İnsan: Kendini arama cesaretini gösterebilen.
Joker: Gerçek yaşamda olmayan.
Kitap: Kozmos.
Lale: İstanbul
Meditasyon: Gözleri dış dünyaya kapatıp iç dünyayı seyretme.
Nasihat: Ölüm
Okul: Ya şartlandırma ya da şartlardan kurtulma yeri.
Ömür: Avans
Para: Alın teri
Renk: Ruhumuzun elbisesi
Sanat: Herkes bakar, önemli olan görebilmek.
Şikâyet: idealler ile realitenin çatışması.
Tatil: Bir fincan kahveye sığan, 5 yıldızlı otellere sığmayan.
Umut: gözlerin ulaşamadığı gönüllerin ulaştığı yer.
Üzüntü: sabretme zamanı
Vaat: şeker şerbet
Yaş: taze rûhumuzun eskiyen elbisesi
Zor: kendini aşma.