Nasıl bir gündü AMA!



Beni bilen bilir kendimi anlatmayı sevmem ama sürekli hareket halinde yaşayan aynı yerde uzun soluklu duramayan bir yapıya sahibim. Ne yapayım ben birşeylerle uğraştığımda, okuduğumda, kalabalığın ortasında kaldığımda, olumlu, olumsuz davranışlar gördüğümde v.s  o zaman sürekli aklıma birşeyler gelir ve not almaya başlar beynim.


Bugün Yılmaz Özdil'in bir yazısını okudum.O kadar beğendim ki kesip biriktirdiğim hatta duvarıma çerceveletip asmayı düşündüğüm türdendi. Ne kadar da doğru yorumlar ne kadar doğru gözlem ve bir o kadar da sürükleyip insanı düşüncelere fırlatıp atan türden "Top'lum."



Bayram öncesi ofisdeki işlerin yoğunluğu ve yeni bir oluşum içerisinde vermiş olduğumuz bir projenin doğum sancıları hepsi beraberinde bana geçmiş günlerde yaşadığım spazmı gönderdi. Ağrıya dayanıklı bir insanım ama yüzüm düşer kafama takmadan kendimi oyaladığımda ağrılarımda kendi halinde takılır ve bu beni kale almıyor der ve çeker gider.

 Bu yazıyı yazmaya başladığımda saat 00:03'ü gösteriyordu ve ofis hala daha çalışıyor. Gamze hadi sen eve git dinlen demesi ile saat 22:00 sularında eve geldim. Yatıp dinlensem sanki hasta moduna girecekmiş gibi hissedecektim. Beni oyalayacak tek şey mutfakda kendime iş çıkarmaktı yani yatmak değildi. Başladım yemek yapmaya Gamze ve Hakan'a...

Herşeyi yaptıktan sonra resmi çekip gönderdim. Gamze ve Hakan'dan alkış kıyamet geldi. Daha tadına bakmadan. Bakınca belki bir daha yapma diyebilirler. :-)





.

CONVERSATION

3 yorum:

Yorum Gönder

YUKARI
ÇIK