Leyla YILMAZ



Tutkularımızı biraz kontrol etmek ve biraz da özgür bırakabilmek gerek

Tutku baş döndüren, yapmayacağı şeyi yaptıran ya da meydan okumasına neden olan, duygusal olarak ayağa kaldıran düşüncelerinizdir.


Leyla Yılmaz hakkında;
1996’da İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Daha sonra New York Üniversitesi’nde sinemayla ilgili eğitim aldı. Spike Lee’nin yönetiminde düzenlenen Harlem’de sosyal dönüşümü sağlamak amacıyla gençler için düzenlenen kısa film workshoplarında çalıştı. Bu tarihten itibaren New York ve Türkiye’de pek çok prodüksiyonun rejisinde görevler aldı ve kendi kısa filmlerini çekti. Yılmaz, 2000 yılından itibaren ağırlıklı olarak reklam endüstrisine filmler çekti. 2006 yılında Fikri Görsel Sanatlar isimli yaratıcı platformu kurdu. Fikri’de ekibiyle birlikte, başta sinema ve belgesel filmler olmak üzere görsel sanatların farklı disiplinlerinden faydalanarak sosyal ve sanatsal çok çeşitli projeler üretmektedir.
Leyla Yılmaz, 2011’de gösterime giren “Bir Avuç Deniz” filminin senaristi ve yönetmenidir.


Leyla Hanım siz İstanbul Üniversitesi arkeoloji ve sanat tarihi mezunusunuz ancak bu bölüm değil de yurt dışında sinema eğitimine daha çok önem verdiğinizi görüyoruz; geçmişinize baktığımızda neden daha çok yurtdışı ve sinemaya yöneliş?
İnsan bazı kararları çok planlayarak vermiyor. Bazen sizi rastlantılar yönlendiriyor. Biraz benim sinemayla tanışmamda öyle oldu. Aslında karakteriniz ne ise yapmak istediğiniz işinde o olduğunu görüyorsunuz. Arkeoloji bilinçsiz bir tercih değildi. 17-18 yaşında yaptığım bir tercihti ancak arkeoloji çok isteyerek girdiğim bir bölümdü.  Çok severek ve isteyerek okurum. Yeniden bir seçim yapsam yeniden arkeoloji okurdum. Şuna inanıyorum, bana arkeolojinin çok katkısı oldu. Yabancı dil avantajımdan ötürü önce reklam sektöründe işe başladım. Bu avantajdan kaynaklı yabancı yönetmenlere asistanlık ettim. Bunlardan biride Lam Lee çok değerli, Fas asıllı bir Fransız yönetmendi. Lam Lee’nin bana söylediği bir şey vardı ki; bunu hayatımda hep aklımda bulundurdum. Bana dedi ki; sen bu işi yapacaksın, tekniğini biliyorsun. İyi bir yönetmen olmak istiyorsan, iyi filmler çekmek istiyorsan, film dışında başka şeyler yap. Okuduğum bölüm, arkeoloji bölümü, senin hayatına çok şey katacak ve sen farkında olmayacaksın ve vizyon gereği bence hep o yabancı  insanlarla olmak kendimi, yurt dışında kariyer planlama gibi bir şey getirdi ama çok planlayarak planlanan bir iş değildi. Biraz rastlantı biraz doğru insanlarla doğru zamanda karşılamak benimkisi…
Birçok kısa filminiz olduğunu görüyoruz, bunlardan sonra uzun metraj film dediniz, senaryosunu da kendiniz yazarak karşımıza çıktınız. Seyirciyi filmde neler bekliyor?
Zor bir film değil, yumuşacık bir film, güzel kadınların, güzel erkeklerin ön planda alındığı pop corn sineması diye tabir ettiğimiz bir sinema filmi, filmi seyrettiklerinde düşündürüyorsa son derece interaktif bir film. Kısaca özetlemek gerekirse Mert’e aşık Dilek, Deniz’e aşık Mert ve oğluna aşık Rana hanımın hikayesi ve bu aşk üçgeninde bütün bu olaylar içinde bir sınıf eleştirisinde bulunuyor. Hatta bir aşk filmi diye başlayan film önce drama sonrada psikolojik gerilime dönüşüyor. O nedenle kolay tüketilecek bir film değil. Ben soruları sorarken yanıt aramadım. Sadece ayna tuttum. Kimileri gördükleri bu yorumdan rahatsız oldular, işin enteresan kısmı sinema gişe olarak ilk haftada büyük başarı elde etmedik ama inanın sinemada alkışlanan bir film oldu. Çünkü o kadar hayattan, o kadar hayatın içindeki kendimizden bir şeyler bulacağımız hatalar var ki insani hatalar bu yüzden filmden hoşlandılar.
İlk uzun metraj filminiz, hem yönetmen hem senarist olmanın avantajı olmalı ancak zorluklar yaşandı mı?
Çok fazla… Hem senarist hem yönetmen olmak çok büyük bir avantaj, filmi çekmeden önce her şey dakikası dakikasına belli, en çok mimik ve jeste kadir aklımızda, yönetmenlik teknik kısmı en kolay kısmı. Aslında senaryo kısmı da zor bir kısım değildi. Bütün bunların dışında organizasyon  ve bütün film sürecinde çok talihsizlikler yaşadık. Prodüktörüm çok büyük bir rahatsızlık yaşadı. Sonra ekip arkadaşlarımdan rahatsızlıklar yaşayanlar oldu. Gene bu zorluklara rağmen filmi ortaya çıkardık.
Eleştirilere gelince basında çıkan haberde oyuncunuzun tepkisiyle karşılaştığınız gündeme geldi. Berrak Tüzünataç’la zorluk yaşanmış deniyor, diğer oyuncularınızdan çevrenizden gelen tepkiler sizi etkiledi mi?
Berrak’la ilgili durum magazin basının bütün şeyleri abartmasından, biraz cinsel içerikli şeylerin üzerine gitmekten hoşlanıyorlar. Berrak popüler bir karakter, daha öncede yazılan çizilen çok şey oldu. Dolayısıyla Berrak’la ilgili bir şeyler denmesini bekliyorduk fakat Berrak’la ilgili durum yansıtıldığı gibi olmadı. Ben filmden herhangi bir sahne atmadım ya da bununla ilgili bir sahne çıkmadı. Sadece galada olan bir sahneyi çıkartma kararı aldık. Tabi magazin basını bunu başka yerlere çekti. Berrak’a şu anlamda hak veriyorum. Haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Seyrettiklerinde seyircimiz görecek hiçbir sahne kadını incitici veya kırıcı değil, tabi bu konu hakkında  bu tip soruların o genç insanlara sorulması sinirlerini bozmuş olabilir. Filmde hiç öyle bir durum yok, seyirci rahatsız olmayacaktır çünkü çok homojen şekilde paylaştırılmış durumda…
Tutkuyu iki cümleyle anlatır mısınız? “Tutkularımızın sınırı ne?”
Bilmiyorum sınırı ne ama tutkular bizim en gem vuramadığımız ve dolayısıyla bizi çok yaşamca tutan yaratıcı yönümüzü ortaya koyan şeyler. Galiba biraz kontrol etmek ve birazda özgür bırakabilmek gerek.
Filminizde Mert karakteri de Amerika da eğitim görmüş, kendi yaşamınızdan alıntılarda izleyecek mi seyircilerimiz?
Mert’le tek ortak yanım Amerika’da eğitim görmüş olmam, onun dışında hiçbir ortak yanım yok çünkü: Mert’i çizerken şöyle bir şey çizdim Mert çok güzel bir ambalaj rolü biçilmiş, ne rolün dışına çıkmak ne o rol dışına farklı, bir role girilmek niyet ya da bir isteği var. Hayatımızda hep bir Mert olabilir. Deniz olabilir.
Filmde aldatılan bir kadın var, günümüzde neredeyse her kadının başına gelen bir olay.  Filmde nerdeyse bütün kadınlar güçlü, bu kadınları gerçek hayatımızda çok görür olduk… Bağdaştırma yapılırsa bu kadınların güçlü olması için sizce ne gerekli?
Kadın güçlü olmak zorunda, eğer şöyle bir şey kadın mucize gibi, doğayı sürdürebilme gücüne sahip her şeyden önce analitik ve kıvrak bir zekaya sahip, aynı zamanda duygusal kadınların erkeklerden üstün canlılar olduğuna inanıyorum biyolojik olarak.
Filmde tutkular ön planda, tutkularımızı öne çıkaran olaylar hayat akışını tamamen bozuyor ve mücadele gücümüzü düşürüyor, bu düşüşte gene güçlü kalan sözleriniz var mı?
Hayatta hiçbir şey kötü değildir. Aslında daha kötüleri vardır. Hiç bir şey sizi yıldırmamalı. İnsanın önce kendine inanması gerekli ve dolayısıyla kendimizi iyileştirecek ve güce sahip olduğumuzu düşünüyorum.
Tutkunun oluşumunu anlatır mısınız?
Kontrollü bir  şey değil, hormonal bir şey... Bu yüzden matematiksel hesap yapamam. Kimi insanlar diğer insanlara göre daha tutkuludur.
Kadınlara bir avuç deniz yeter mi?
En büyük soru bu olmalı, bir avuç deniz yeter mi? Yetmez. Biz okyanusuz, bizden bir avuç deniz isterlerse en büyük hatayı yapmış olurlar.
Hepimiz dalgalı denizleriz, yoku var eden güce sahibiz, tutkularımız belki de en büyük dalgalarımız, bu dalgalar sizi nasıl etkiliyor?
Benim en büyük tutkum sinema ve beni çok kalkanlı ve ürettiğim öğeye bağlı tutuyor. Yaptığınız şeye öyle bağlanıyorsunuz ki öyle akıldan uzaklaşıyorsunuz ki, yaptığım tek şey aklımı tekrar çağırmak ve şu durumda tutkularım bana hareket ivmesi veriyor. Tutkular budur zaten, baş döndüren, yapmayacağı şeyi yaptıran ya da meydan okumasına neden olan, duygusal olarak ayağa kaldıran. Tutkum sinema olduğu için bütün dünyamı ve düşüncelerimi ayağa kaldırıyor.
Her neye tutkulu oluyorsam karşımdaki insanlar bunu paylaşmak zorunda kaldılar. Çünkü büyük bir heyecanla tutkularıma bağlandım. Bugün de sinemaya öyle bağlıyım. Her geçen gün bu tutku artıyor ve sizi sinema salonlarına mahkum etmeme neden oluyor.
Son olarak çok kadın üzerine oldu ama ben öncelikle insanım; cinsiyetsiz bakarak diyebilirim ki Mert karakteri bir kadın da olabilirdi. Bir rota çizmiş, yön değiştiremez, ezberlerle giden bu filmde erkek olması kadın güdülerimle onu erkek yaptığım için değil; başka bir filmde kadın olarak çıkacak karşımıza.

CONVERSATION

0 yorum:

Yorum Gönderme

YUKARI
ÇIK