Hicabi Gülgen


                   The Art Of Ebru

Niçin bizim toplumumuz kendi değerlerinin farkında değil diye hep düşünmüş ve hüzne kapılmışımdır…
Türk süsleme sanatlarından olan Ebru, duygu ve düşüncelerin üzerinde tecelli ettiği bir renk ve desen aritmetiğidir.
Tekrarı asla mümkün olmayan her bir ebru, zaman denen bilinmezi dondurur göz ve gönüllerde…

Bu röportajımı uzun zamandır yapmak istiyordum. Bugüne kadar hep popüler konular, gözde fakat bir başarıya ismini taşımış ya da kendi sektöründe marka olmuş isimleri kendi sayfalarıma taşıyıp sizlerle paylaşmaya çalıştım. Bu konuda da kendi sayfamda yer alan konuklarımın benim için ne kadar değer ve önem taşıdığını yakınlarım çok iyi bilirler umarım sizlerde bunun farkındasınızdır. Hepimizin sıkıntılı olduğu ya da nedenini bile bazen kendimize sormaya çekindiğimiz iç sıkıntısı diye tanımladığımız durumlarda sizler ne yaparsınız bilmem… Ben böyle bir zamanda Hicabi Gülgen ile tanıştım. Gerçi her şey bir tesadüftü. Yıl 2003, eşim beni Ebru yapmam için Hicabi Beyin açmış olduğu bir kursa haberim yokken yazdırmıştı. Bu durum fazlaca ilginçti hocam bile bu duruma şaşırmıştı. Kısacası umut vaat eden bir öğrenci gibi gözükmemiştim ilk başlarda… Eşinin zoru ile kursa katılan bir imajım vardı herkesin gözünde. Yanıldıkları bir nokta vardı ki eşimin benim yapabileceğimi ve sevebileceğime inandığı bir kursa beni yazdırarak bana güzel bir hediye vermiş olmasıydı. Ebru bana göre bir nevi meditasyon. Ebru yaparken hiçbir şey düşünmüyorsunuz. Hani dans ederken müziğin ritmine kendinizi kaptırırsınız ya buda onun gibi. Sabırlı olmalıyı, kendinizi düşüncelerinizden ve korkularınızdan arındırmayı bilmelisiniz. Bilmiyorsanız da öğreniyorsunuz. Hocamın da dediği gibi Ebru, sizin duygu ve düşüncelerinizin üzerinde tecelli ettiği bir renk ve desen aritmetiğidir.  Gerçekten severek yaptığım ve herkese büyük keyifle anlatmaktan zevk aldığım Ebru Sanatını sizlerle paylaşmaktan da son derece keyif aldığımı söyleyebilirim.  Mutlaka bir gün denemenizi tavsiye ederim. Meraklısına ve bu yazıyı okuduktan sonra ilgilenenlere de belirtmeden geçmek istemiyorum. Pembe Çarşı sanat katında, Hicabi Gülgen ders vermeye ve workshop lara tekrar başlıyor.
Detaylı bilgi için;hicabi@ hicabigulgen.com adresine mail atabilir ya da 0533 383 9573 nolu cep telefonunu numarasından kendisine ulaşabilirsiniz.
Sevgiyle kalın.
Neslihan Bükümcü

Hicabi Gülgen Kimdir?
1970 yılında Amasya’da doğdu. İlk ve Orta öğrenimini Amasya’da tamamladı. 1993’te Marmara Ünv. İlahiyat Fakültesinde Lisansını tamamladı. 1996’da Marmara Ünv. Sosyal Bilimler Enstitüsünde Türk İslam Sanatları Tarihi sahasında Yüksek Lisansını tamamladı. 5 yıl yurdun değişik yörelerinde öğretmenlik yaptı. 1999 yılından beri Uludağ Üniv. İlahiyat Fak.’de Türk İslam Sanatları Tarihi Öğretim Görevlisi olarak çalışmakta. Üniversitede
            Türk İslam Sanatları Tarihi   (Teorik)
            İslam Sanatları ve Estetiği    ( Teorik)
            Ebru Sanatı                         (Teorik – Uygulama)
            Hat Sanatı                           (Teorik – Uygulama)   dersleri vermekte.
Sanat Tarihi alanında makale, konferans ve sempozyum bildirileri yanında uygulamalı sanatlar dersi de veren Hicabi Gülgen; 1994 yılında başladığı Klasik Türk Ebru Sanatı çalışmalarını aralıksız sürdürmektedir. 1996 yılında davet edildiği Amerika Birleşik Devletlerinde Syracuse Üniversitesi ve Bard College’de Türk Ebru ve Hat sanatları üzerine seminerler verdi ve Ebru sergileri yaptı.  Birçok kişisel ve karma sergiler açan sanatçının, başta Amerika, İngiltere, Hollanda olmak üzere özel koleksiyonda eserleri bulunmaktadır.
Kısaca Ebrû Sanatını anlatırmısınız?
Ebrû Sanatı kısaca, yoğunlaştırılmış su üzerine fırçalar yardımıyla boyalar serpip,  çeşitli desenler oluşturmak ve elde edilen bu şekilleri kâğıt üzerine aktarma işlemidir. Bu sanatın ilk defa nerede ve kimler tarafından başlatıldığına dair elimizde çok sağlam deliller yok. Ancak ulaşabildiğimiz en eski kaynaklar, 13. Yy.’da bu sanatın Buhâra ve Semerkant dolaylarında Türkler tarafından yapıldığını göstermektedir. Türkler’in Anadolu’ya uzanan yolculukları esnasında İranlılar bu sanatı öğreniyorlar. 17. Yy. da Avrupalı seyyahlar bu sanatı İstanbul’da görmüşler ve Avrupaya “Turkish Marbling Paper – Turkish paper” adıyla götürmüşler. Selçuklular ve bilhassa da Osmanlılar döneminde Hat sanatına paralel bir şekilde bu sanat da çok gelişmiş, daha 20. Yy başında bile İstanbul Bayezid Sahaflar çarşısında birçok ebru atölyesinin olduğu bilinmektedir. Kütüphane ve Müzelerde tarihi 15. Yy.’a kadar uzanan ebru örneklerini görmek mümkün. Tabi tarihlendirmede, kâğıdın çok uzun ömürlü olmayışı ve eski sanatkârlarımızın, yaptıkları eserlerin altına usûlen imzâ atmamaları da önemli bir etkendir. Her ne kadar bu sanatı, tahminler üzerine başka milletlere atfetmek isteyenler çıksa da, en azından şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: kökenleri net bir şekilde belli olmasa da bu sanat Türkler elinde hayat bulmuş ve dünyaya yayılmıştır.
Genelde Geleneksel Sanatlarımız, özelde ise Ebru Sanatının felsefesi hakkında neler söylersiniz?
Sanat bir dildir. O eseri meydana getiren sanatkârı ve o sanatkârın yetiştiği toplumun bütün değerlerini yansıtan yalancısız bir dil. Aslında bir toplumu en iyi anlamanın yolu sanat eserlerini tahlilden geçer. Bizde resim ve heykel gibi figüratif sanatların gelişmeyişi günah anlayışına değil; gerçeğin bir tek Allah olduğuna,  bu dünyanın sürekli değiştiğine – ve bir gün yok olacağına inanan bir toplumun bu âleme pirim vermeyişine bağlanmalıdır. Bunun sonucu olarak da soyut sanatlar gelişmiştir. Hat, tezhib, minyatür ve ebru soyut bir dildir masallarımız gibi. Ebrû, suyun üzerinde renklerle meydana getirilen bir hayaller dünyasıdır. Kendine ait mantığı, tekniği, hedefleri olan fakat sanatkârın hayallerini, umutlarını, üzüntülerini yansıtan bir dünyadır. Bütün sanatlarda olduğu gibi Ebrû’da yüce bir aşkın ürünüdür. İçine girenler bilirler, teknenin başına oturduğunuzda kendinizden geçer, suyun akıcılığı ve renklerin büyüleyici atmosferinde bir sihre kapılırsınız.
Tam da burada, günümüzde Ebrû sanatına olan büyük ilgiyi bu sihirli hayallerin çekiciliğine mi bağlıyorsunuz?
Globalleşen dünyada toplumlar kendilerini ifade etmede etnik sanatların gücünü keşfettiler. Gerçi bizde bu hâlen tam anlaşılamadı. Yurt dışı seyahatlerimde, gittiğim yerlerde otellerde, bürolarda, evlerde kendilerini ifade eden milli sanatları yaşattıklarını görürken; niçin bizim toplumumuz kendi değerlerinin farkında değil diye burkuntu yaşamışımdır. Neden bizler de ev, ofis, mağaza konseptlerimizde Ebrûyu kullanmıyoruz! Hatta Amerikan üniversitelerine seminer ve sergi için gittiğimde gördüğüm ilgiyi maalesef burada bulamadığımı itiraf etmek isterim. Bu arada şu noktaya da temas etmem gerekiyor. Diğer sanat kollarında olduğu gibi ebru sanatında da gelenekten kopuk, sanat kaygısı olmayan ve tamamen ticari endişelerle ortaya çıkmış bir sürü insan var ve bunlar ebru adı altında popülist davranışlar sergiliyorlar. Bu oluşumlar, asırlara dayanan bir birikimi hiçe sayan, ben yaptım oldu düşüncesinde, gerçek ebru hakkında bilgisi olmayanları yanıltan ve sanatımızı değersizleştiren bir sürecin parçası oluyorlar. Bu nedenle de geleneksel sanatlarımıza merakı olanlar, teknik bilgileri yanında felsefi altyapıya sahip, işin ehli kimselerden ders almalılar, ya da bir ekspert yardımı almalılar.
Sizce diğer ülkelerde Ebru sanatı yeterince tanınıyor mu?
17. yy’la birlikte önce Avrupa’ya geçen Ebrû sanatı ilk olarak Almanya, İngiltere, İtalya gibi ülkelerde uygulanmış. Günümüzde tüm dünyada bilinmekte. Ancak son 25-30 yılda Batı’da başlayan bir hareketle fabrikasyon boyalarla ebru yapanlar çıktı. Bu boyalar artık heryerde var. Ancak bu boyaların yapısı gereği her türlü renk armonisini bulmak ve her istediğimiz desen/motifi elde etmemiz mümkün değil. Yapılması kolay olduğu için birçok yerde bu malzemelerle çalışmalar yapılmakta. Bu boyaların asid oranı yüksek olduğu için, eserler uzun ömürlü de olamazlar. Klasik Türk Ebrû sanatı doğal boyaları ve renkleri tercih edegelmiştir. Yukarıda da belirttiğim gibi, bin yıllık tarihi seyir içinde Ebru sanatının Türk estetik anlayışı içinde aldığı disiplini yok sayarak yapılan çalışmalar, bize ait olamazlar. Türk Ebrû sanatının kendine ait genel karakteri bilinerek yenilikler getirilmelidir. Avrupa ve Amerika’da nadir de olsa orijinaline uygun çalışma yapan sanatkârlar var. Ama şunu tekrar söyleyebilirim artan bilinçle halkımız gittikçe sahteyle orijinal olanı ayırt etmeye başladı. Bundan birkaç yıl önce İsviçre’de bir psikiyatri merkezinde rehabilitasyon amaçlı Ebru çalışmaları yapıldığını duyduğumda çok sevinmiştim. Ecdadımız 13-14. Asırlarda müzikle tedavi ve rehabilitasyon yapıyordu. Şimdi neden olmasın. Ebrûnun büyüleyici dünyasına girenler bütün dertlerini unutuyorlar. Hatta yaptıkları ebrulardan onların ruh haletlerini görebiliyorsunuz. Neslihan Hanım bunu siz de ebru dersleri alırken yaşamıştınız, biliyorsunuz.
Ebrû Sanatını denemek ya da yapmak isteyenlere ne tavsiye edersiniz?
Önce işin ehli kimseleri bulmalılar. Başlarlarsa sabırlı olmalılar, ebru iyi bir sabır gerektirir. Ve ebrunun büyüsüne kapılıp hayattan kopmamalılarJ
Serbest Çağrışım
Akıl: Aşka muhalif
Beyaz: Gerçek demokrasi (bütün renklerin buluştuğu yer)
Cumhuriyet: Bir kovan arı veya karıncaların gerçekleştirdiği
Çevre: Aynamız
Dost: Sevaplarımız kadar günahlarımızı da paylaşabildiğimiz.
Ev:  Maskelerin kalktığı yer
Fırsat: İlâhî lütuf
Gül: Hz. Muhammed (sav)
Hat: Bâtın ve zâhirin buluştuğu soyut sanat.
Işık: Varlığın kaynağı, fakat şiddetinden kendisine bakıp göremediğimiz.
İnsan: Kendini arama cesaretini gösterebilen.
Joker: Gerçek yaşamda olmayan.
Kitap: Kozmos.
Lale: İstanbul
Meditasyon: Gözleri dış dünyaya kapatıp iç dünyayı seyretme.
Nasihat: Ölüm
Okul: Ya şartlandırma ya da şartlardan kurtulma yeri.
Ömür: Avans
Para: Alın teri
Renk: Ruhumuzun elbisesi
Sanat: Herkes bakar, önemli olan görebilmek.
Şikâyet: idealler ile realitenin çatışması.
Tatil: Bir fincan kahveye sığan, 5 yıldızlı otellere sığmayan.
Umut: gözlerin ulaşamadığı gönüllerin ulaştığı yer.
Üzüntü: sabretme zamanı
Vaat: şeker şerbet
Yaş: taze rûhumuzun eskiyen elbisesi
Zor: kendini aşma.

CONVERSATION

0 yorum:

Yorum Gönderme

YUKARI
ÇIK